2018’in Hafızalarda İz Bırakan En İyi 20 Filmi

Uzun yıllar hafızalardan silinmeyecek dev bütçeli yapımlara imza atılan 2018 yılı sinema sektörü açısından oldukça verimli bir yıldı. Her biri kendi tarihlerini yazan filmler türlerinin meraklıları için adeta görsel ve işitsel bir şölen sundu.

Sinema eleştirmeni Peter Travers’in seçimlerine göre 2018 yılının en iyi filmlerini sizler için derledik…

1. Roma

Oscar ödüllü yönetmen Alfonso Cuarón’un 1970’lerde Mexico City’nin Roma banliyösünde yaşadığı anılarından uyarladığı şiirsel ve son derece derin bir başyapıt Roma. Siyah-beyaz olarak çekilen filmde yönetmen, hizmetçi Cleo’nun sıradan hayatını merkezine alırken, bir ailenin boşanma dramı ve aile içi gerginliğini, dönemin siyasetiyle karşılaştırıyor. Kesintisiz çekim yönteminin kullanıldığı filmde gerçeklik ve dram en üst seviyede aktarılıyor. Meksika ve ABD ortak yapımı bu harika filmi aynı anda hem sinemalar hem de Netflix’te izleyebilmiş olmak oyunun kurallarının değiştiğine işaret ediyor.

2. A Star Is Born / Bir Yıldız Doğuyor

Bradley Cooper’ın ilk yönetmenlik deneyiminin, Lady Gaga’nın oyunculuk yeteneğiyle harmanlandığı filmde, klasikleşmiş bir konunun nasıl ilgi çekici ve iddialı bir hale gelebildiğine şahit oluyoruz. Bir zamanların ünlü country şarkıcısı Jackson Maine (Bradley Cooper), kariyerinde düşüşe geçtiği bir dönemi yaşarken Ally (Lady Gaga) adında yetenekli ancak tanınmamış genç bir müzisyen ile tanışır. Bir araya gelmelerinin ardından kısa sürede yakınlaşan ikilinin birlikte sergiledikleri performanslar herkesin dikkatini çeker ancak Ally kariyerinde yükselişe geçerken, kötü alışkanlıklarından vazgeçemeyen Maine onun gölgesinde kalır. 1937 yapımı filmin yeniden uyarlaması olan A Star is Born, teknik ve oyunculuk açısından başarılı müzikal bir romantik dram.

3. Black Panther / Kara Panter

Marvel, ilk siyahi süper kahraman karakterini gerçek bir pazar filmine dönüştürmek konusunda uzun yıllar tereddüt yaşamış olsa da Ryan Coogler’in yönetmenliği ve Chadwick Boseman’in oyunculuğu ile Black Panther, özgün konusu ve dünya çapında ulaştığı 1.4 milyar dolarlık gişe ile Marvel Sinematik Evreni’nin en iyi filmi olarak karşımıza çıkıyor. Film, T’Challa yani Kara Panter’in babasının ölümünden sonra hakkı olan tahta sahip çıkmak üzere izole ancak teknolojik olarak oldukça gelişmiş olan vatanı Wakanda’ya geri dönmesini ve burada gücünü ortaya çıkaracağı bir mücadeleye girmesini konu ediniyor. Tüm olaylar ve kahramanların siyah ırktan geldiği bu gösterişli filmin görüntü yönetmenliğini ise daha önce çektiği bir film ile sinema tarihinde görüntü dalında Oscar’a aday olan ilk kadın görüntü yönetmeni olan Rachel Morrison üstleniyor.

4. The Favourite / Sarayın Gözdesi

İlk defa bir dönem filmi ile adı anılan Yorgos Lanthimos’un yönetmen koltuğunda oturduğu The Favourite, 18. yüzyıl İngiltere’sinde Kraliçe Anne’nin gözdesi olmak için birbiriyle rekabet eden iki kadının gerçek hikayesini ve Kraliçe Anne’in kraliyet entrikalarını tüm çıplaklığıyla ele alıyor. İngiltere ve Fransa’nın savaş halinde olduğu bir dönemde Kraliçe Anne’in danışmanı ve gizli sevgilisi olan Marlborough düşesi Lady Sarah ve saraya gelen kuzeni Abigail’in arsındaki güç dengelerini çarpıcı bir çerçeveden izliyoruz. Kendine özgü anlatım biçimiyle akıllardaki tarihsel figürleri yerle bir eden aykırı yönetmen Lanthimos’un son filmi The Favourite’in her notasından keyif alacaksınız.

5. BlacKkKlansman / Karanlıkla Karşı Karşıya

2 Oscar adaylığı bulunan Spike Lee’nin yönetmen koltuğunda oturduğu film Ron Stallworth’un gerçek bir hikayeden esinlenerek yazdığı aynı adlı biyografik romandan sinemaya uyarlandı. Film, 1970’li yıllarda Colorado’da yaşayan Afro-Amerikan bir polis memuru olan Ron Stallworth’un ortağı Flip Zimmerman ile birlikte beyaz ırkın üstünlüğünü savunan Ku Klux Klan isimli örgütün eylemlerini durdurmak için örgütün içine sızmaları ve sonrasında verdikleri mücadeleyi konu ediniyor. Cannes’da Jüri Büyük Ödülü’nü kazanan filmin mizah çerçevesi ve akıcı konusuyla Oscar için vereceği mücadeleyi merakla bekliyoruz.

6. If Beale Street Could Talk

Moonlight filmiyle En İyi Film dalında Oscar kazanan yönetmen Berry Jenkins’in üçüncü uzun metrajlı filmi olan If Beale Street Could Talk, James Baldwin’in 1974’te yazdığı aynı adlı romanından uyarlandı. Tutkulu bir aşk ile birbirlerine bağlanan iki gencin dünyalarının bir anda nasıl tepetaklak olabildiğine şahit olduğumuz filmin senaryosu da Jenkins’e ait. Sinemanın şairi olarak adlandırılan Jenkins’in dram dozu yüksek olan yapımı insanın canını acıttığı gibi bir yandan da yaralarını sarabiliyor.

7. First Man / Ay’da İlk İnsan

1969 yılında uzay aracı Apollo 11 ile dünyanın uydusuna doğru yola çıkan ve ayın yüzeyine ayak basan ilk insan olmayı başaran astronot Neil Armstrong’un aya gidiş serüveni ve öncesinde yaşadıklarını merkezine alan biyografi türündeki filmin başrolünde Ryan Gosling yer alıyor. La La Land ile En İyi Yönetmen Oscar’ına layık görülen Damien Chazelle’in yönetmen koltuğunda oturduğu yapım James R. Hansen’in kitabına dayandırılıyor. Teknik anlamda verdiği tatmin duygusal anlamda yetersiz kalmış olsa da çekim teknikleri sayesinde hikayenin içine girilebiliyor.

8. First Reformed

Paul Schrader’in senaryosunu yazıp yönettiği film, askere gitmesi için teşvik ettiği oğlunun ölümünden sonra kendini dine adayan ve First Reformed isimli kilisede papazlık yapmaya başlayan Reverend Toller adındaki bir adamın psikolojik yolculuğunu ve kocası intihar etmiş olan Mary ile arkadaşlıklarını merkezine alıyor. Kilisenin illegal faaliyetlerini farketmesinden sonra varoluşsal bir umutsuzluğa kapılan papazın sevginin gücü ile hayata bağlanması Schrader’in heyecan verici vizyonuyla aktarılıyor.

9. Eighth Grade / Sekizinci Sınıf

Dijital çağda ergenlik dönemini yaşayan 13 yaşındaki utangaç bir kızı merkezine alan yapım Bo Burnham’ın ilk uzun metraj filmi olma özelliğini taşıyor. Burnham’ın senaryosunu da kalem aldığı yapımın konusu; ortaokulu bitirmesine bir hafta kalan Kayla isimli kızın iletişim sorunları ve sosyal medya bağımlılığı ile son günlerde başından geçenleri ele alıyor. İlk kez gösterime sunulduğu Sundance Film Festivali’nden övgülerle dönen Eighth Grade günümüzde sosyal medyanın gençler üzerindeki etkisine de gerçekçi bir çerçeveden bakmamızı sağlıyor. Burnham, 2019 Yönetmenler Birliği Ödülleri’nde  İlk Filmini Çekmiş En İyi Yönetmen Ödülü’nü kucaklamayı da başarıyor filmiyle.

10. Green Book / Yeşil Rehber

1960’lı yıllarda geçen film, ünlü Afro-Amerikan piyanist Dr. Don Shirley’nin şehir şehir gezeceği konser turu sırasında kendisine şoförlük yapacak olan İtalyan kökenli Tony Lip’i işe alması ve beraber çıktıkları bu yolculuk sırasında kurdukları bağ ile ırkçılığa karşı verdikleri mücadeleyi konu ediniyor. Gerçek bir hikayeden esinlenilerek sinemaya aktarılan filmin yönetmen koltuğunda Peter Farrelly oturuyor.

11. Vice

Güçlü oyuncu kadrosuyla dikkat çeken film, eski Amerikan Başkan Yardımcısı Dick Cheney’in hayatını merkezine alıyor. Amerikan tarihinin en güçlü başkan yardımcılarından biri olarak bilinen Cheney’nin George W. Bush’un başkanlık döneminde uyguladığı politikalar ve yönetim üzerindeki etkisini izlediğimiz filmin yönetmen koltuğunda Adam Mckay oturuyor. Cheney, karakter için büyük bir fiziksel değişim geçiren Christian Bale tarafından başarıyla canlandırılırken, hayat arkadaşı Lynne Cheney’e ise Amy Adams hayat veriyor.

12. Burning / Şüphe

Yönetmen koltuğunda Güney Koreli Lee Chang-dong’un oturduğu Burning, ünlü Japon yazar Haruki Murakami’nin ‘Barn Burning’ isimli kısa hikayesinden sinemaya uyarlanmış. Film, yazarlığa merak sarmış sıradan bir genç olan Lee’nin ilham aradığı bir dönemde yıllardır görmediği eski komşusu Haemi ile karşılaşması ve aralarındaki yakınlaşmayı merkezine alıyor. Ancak Haemi’nin hayalini kurduğu Afrika seyahatine çıkması ve döndüğünde yanında Ben adında bir yabancının olması Lee için işlerin karmaşık bir hal almasına sebep oluyor. Lee’nin bir yandan Ben’den ilham alması, diğer taraftan Haemi’ye beslediği duygular Chang-dong’un derin çerçevesinde hayat buluyor.

13. Widows / Dul Kadınlar

12 Years a Slave, Hunger ve Shame gibi prestijli filmlere imza atan Steve McQueen‘in bir soygun filmi çekeceğini duymak ilk başta herkesi şaşırtmıştı. Bir İngiliz polisiye dizisinden günümüze uyarlanan yapımda, eşlerini bir soygun sonrasında kaybeden 4 kadının hikayesi ele alınıyor. Dul kalan bu kadınların eşlerinden kalan borçları ödeyebilmek adına tek çareleri başka bir soygun planlamaktır. Sistem eleştirisi tadındaki yapımın başrollerinde ise; Viola Davis, Michelle Rodriguez, Elizabeth Debicki ve Cynthia Erivo gibi oyuncular yer alıyor.

14. Spider-Man: Into The Spider Verse / Örümcek-Adam: Örümcek Evreninde

Örümcek adam filmlerini görmeye alışık olduğumuz Peter Parker bu sefer tahtını Miles Morales’e bırakıyor. Radyoaktif bir örümcek tarafından ısırıldıktan sonra kendini bambaşka bir evrenin içinde bulan Morales’in serüveni farklı bir açıdan ele alınıyor. Her karakterine ayrı ayrı özen gösterilmiş olan filmin senaryosu Phil Lord tarafından kaleme alınmış. Yılın en ilgi çeken animasyon filmlerinden biri olan yapımın yönetmen koltuğunu ise Bob Persichetti, Peter Ramsey ve Rodney Rothman gibi isimler paylaşıyor.

15. The Rider

Chloé Zhao‘nun yazıp yönettiği The Rider filmi Brady Jandreau’nun başından geçen gerçek bir hikayeden uyarlandı. Bir kovboyun attan düşerek geçirdiği beyin travması ve eski hayatına dönme çabasını merkezine alan filmin en önemli özelliği Brady Jandreau’nun kendini canlandırıyor olması. Seyirci ile arasında karşı konulamaz bir bağ kuran bu gerçekçi yapım katıldığı birçok festivalden de ödüllerle döndü.

16. Hereditary / Ayin

Senarist ve yönetmen Ari Aster’in ilk uzun metraj denemesi olan Ayin’in film boyunca yükselen tansiyonu ve gerilim dolu sahneleriyle 2018 yılının en sarsıcı korku filmi olduğu söyleyebiliriz. Film, annesinin ölümünün ardından, karanlık geçmişi ve sırları ile yüzleşen iki çocuk annesi Annie Graham ve ailesinin başından geçen esrarengiz olayları merkezine alıyor. Etkileyici oyunculuklar, film müzikleri ve yerli yerinde kullanılan korku unsurları sayesinde türünün meraklıları için ilgi çekici ve iddialı bir yapım.

17. Cold War / Soğuk Savaş

Cannes Film Festivali’nden En İyi Yönetmen Ödülü ile dönen Pawel Pawlikowski’nin son filmi Cold War, 1950’lilerin soğuk savaş döneminde farklı siyasi görüş ve karakterlere sahip iki müzisyenin yollarının kesişmesiyle aralarında başlayan tutku dolu ve çalkantılı aşkı merkezine alıyor. Polonya’dan Berlin’e, Yugoslavya’dan Paris’e uzanan yapımda Zula ve Wiktor’un aşkına siyah-beyaz bir çerçeveden tanık oluyoruz. Eleştirmenlerden oldukça iyi yorumlar alan film, dönemin atmosferini başarıyla yansıtırken, oyunculuklarıyla da göz dolduruyor.

18. The Ballad of Buster Scruggs

Western temalı filmlerden aşina olduğumuz Coen Kardeşler’in yapımı The Ballad of Buster Scruggs, iç savaşın son dönemlerinde geçen bir antoloji filmi. Vahşi Batı temalı altı farklı öyküyü konu edinen filmin ilk etabında; müzikal yeteneği kuvvetli bir silahşör, ikinci hikayede yeteneksiz bir kovboy, üçüncü hikayede kolları ve bacakları olmayan genç bir çocuk, dördüncü hikayede bir hazine avcısı, beşinci hikayede abisinin ölümünden sonra hayatta yalnız kalan bir kız, altıncı ve son hikayede ise birbirinden farklı millet ve karakterdeki bir grup insanın bir at arabasında geçen epik serüvenleri anlatılıyor.

19. Bohemian Rhapsody

1970 yılında İngiltere’de kurulan ve dünya çapında üne sahip Queen grubu ve efsanevi solisti Freddy Mercury’nin hayatına odaklanan film, 10 yıllık hazırlık sürecinin ardından geçtiğimiz yıl sinema severlerle buluştu. Her ne kadar filmin yapım aşamasında yaşanan anlaşmazlıklar sebebiyle birtakım değişiklikler yapılmış olsa da film, yönetmen koltuğunda Bryan Singer, başrolünde ise Rami Malek’in ismiyle tamamlandı. Mercury’nin kariyer basamaklarındaki yükselişi, yaşamını tehdit eden hastalığı ve 1985’te sahne aldıkları Live Aid konserine kadar olan sürece şahit olacağımız film, Rami Malek’in üstün performansıyla akıllarımıza kazındı.

20. Won’t You Be My Neighbor?

‘Mister Rogers’ Neighborhood’ isimli 43 yıl içinde çekilen toplam 31 sezonluk bir televizyon programıyla tanınan Fred Rogers’ın hayatını merkezine alan belgeselin yönetmen koltuğunda Oscar ödüllü Moran Neville oturuyor. Programın arşiv görüntüleri ve röportajlarla desteklenen belgesel birçok neslin hayatına dokunan program ve Rogers’ın bilinmeyenlerine ışık tutuyor.

3 thoughts on “2018’in Hafızalarda İz Bırakan En İyi 20 Filmi”

  1. Bir yıldız doğuyor filmini izlerken uykum geldi. Roma filmide bende bir iticilik oluşturdu nedense bir türlü filmi seyretmeye başlamadım. Black Panter ise bence çok basit kalmış ama 7 yaşındaki oğlum çok beğendi 10 defa izledik galiba…
    benim kişisel görüşüm 2018 biraz vasat geçti sinema konusunda

  2. Buradaki film listesine güvenerek bir kaç filmi soğuk ve uzun kış ayları için listeye aldım. Umarım yazdığınız gibi 2018 yılı için en güzel filmler içindedir. Çünkü bir çoğunu ilk kez duydum. Hazırlamış olduğunuz içerik için canı gönülden teşekkür ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir