“Gerçek Ötesi”ne İtalya’dan En İyi Sanat Filmi Ödülü
Tamamı yapay zekâ araçlarıyla üretilen ilk belgesel film olarak sinema tarihine geçen Alkan Avcıoğlu imzalı “Gerçek Ötesi” (Post Truth), sinema ve görsel sanatlar arasındaki ilişkiye adanmış dünyanın en eski festivali konumundaki Asolo Sanat Film Festivali’nden (AAFF) büyük ödülle döndü. Uluslararası Sanat Filmi Yarışması’nda jüri karşısına çıkan yapım, bu yıl 42.’si düzenlenen festivalde En İyi Film Ödülü’nün kazananı oldu. Bu ödülle “Gerçek Ötesi”, uluslararası bir festival jürisi tarafından ödüllendirilen ilk uzun metraj yapay zekâ filmi olarak da bir ilke imza attı.
Yönetmen ve yapay zekâ sanatçısı Alkan Avcıoğlu’nun uluslararası prömiyerini Varşova Film Festivali’nde gerçekleştiren ve İtalya’daki FrontDoc’tan Seyirci Ödülü ile dönen belgeseli “Gerçek Ötesi” (Post Truth), uluslararası başarılarına bir yenisini daha ekledi. Film, 12-14 Haziran tarihlerinde İtalya’da düzenlenen ve bu yıl 42.’si gerçekleştirilen köklü Asolo Sanat Film Festivali’nin (AAFF) uluslararası yarışma bölümünde En İyi Sanat Filmi Ödülü’nün sahibi oldu. Yönetmen Avcıoğlu, ödülü alırken yaptığı konuşmada John Cage’in meşhur sözüne atıfta bulunarak, “İnsanların yeni fikirlerden neden korktuklarını anlamıyorum. Ben eski fikirlerden korkuyorum” dedi.

Jüriden övgü: “Belgesel kavramını yeniden tanımlayan öncü bir yapıt”
İtalyan yönetmen Federico Greco başkanlığındaki festival jürisi, “Gerçek Ötesi” filmine verdikleri büyük ödülün gerekçesini şu sözlerle açıkladı:
“Biçim ve içeriği eritmedeki olağanüstü becerisiyle teknolojik aracı mesajın kendisine dönüştüren bu film; geleneksel sinema dilinin sınırlarını yıkarak dijital çağda gerçekliğin çözülüşü üzerine berrak, rahatsız edici ve son derece güncel bir düşünme alanı sunuyor. Sadece hakikat sonrasını anlatmakla kalmayıp onu bizzat sahneleyen bu öncü yapıt, belgesel kavramının kendisini yeniden tanımlıyor.”
Gerçek dünya hakkında sahte bir film
“Gerçek Ötesi”, yapay zekâyı yalnızca bir üretim aracı değil, teknolojiyle kurduğumuz manipülatif ilişkiyi sorgulayan kavramsal bir zemin olarak kullanıyor. Bunu yaparken belgesel türünün sınırları ve çağımızın temsil krizi üzerine düşündüren film, Endüstri Devrimi’nden Silikon Vadisi’ne uzanan geniş bir anlatı zinciri kurarak hakikatin değerini yitirdiği bir dünyaya nasıl dönüştüğümüzü inceliyor. Enformasyon bombardımanı altında yaşadığımız çağın yoğun ve baş döndürücü dilini aynalayan film, Godfrey Reggio’nun vizyonu, Adam Curtis ve Chris Marker gibi belgeselcilerin deneme-film stilinden ilhâm alıyor.