Stranger Things’ten İlhamla: Kasım Ayında İzlenebilecek En İyi 10 Dizi

Kim Kardashian’ın rol aldığı yıldızlarla dolu bir hukuk dramasından, Break Bad’in yaratıcısı Vince Gilligan’ın yeni bilim kurgu dizisine ve Netflix’in Stranger Things dizisinin beşinci ve son sezonuna kadar… BBC, Kasım Ayında İzlenebilecek En İyi 10 Diziyi listeledi.

1. I Love LA 

Rachel Sennott, Shiva Baby ve ortak yazarı olduğu Bottoms gibi komedi filmleriyle tanınan bir isim olarak, bu dizinin hem yaratıcısı hem de başrolünde yer alıyor. Dizi, Los Angeles’ta tekrardan bir araya gelen bir arkadaş grubunu konu alıyor- bazıları bundan memnun olmasa da. HBO Max’in resmi açıklaması, diziyi “Hayatı ve aşkı Los Angeles’te birlikte keşfeden hırslı bir arkadaş grubu” olarak tanımlıyor. Bu da neredeyse “Bazı insanlar kalktı ve kahvaltı yaptı” demek kadar yaygın bir tanım. Yine de bildiğimiz kadarıyla Sennott dizide Maia karakterini canlandırıyor; Josh Hutcherson (The Hunger Games) ise erkek arkadaşı Dylan rolünde. Fragmandan anlaşıldığı üzere, Maia eski arkadaşı Tallulah’ın (yakında gösterime girecek Marty Supreme filminde Timotheé Chalamet) ortaya çıkmasından pek memnun değil. Sennott’un önceki işlerine bakılırsa, bu durumun keskin ve zaman zaman saçma saçma denebilecek bir mizah anlayışına yol açacağını tahmin edebiliriz. Leighton Meester ve Elijah Wood da dizinin konuk oyuncuları arasında yer alıyor. 

I Love LA, 2 Kasım’da HBO Max’te prömiyer yaptı.


2. All’s Fair 

Kim Kardashian, yapımcı Ryan Murphy’nin yeni dizisinde başrolde karşımıza çıkıyor. Dizide, erkek egemen bir hukuk bürosundan ayrılarak tamamen kadınlardan oluşan kendi şirketini kuran bir boşanma avukatını canlandırıyor. Gerçek hayatta da Kardashian kısa süre önce hukuk fakültesine alternatif bir hukuk eğitimi programını tamamlamıştı- yani kurgu ile gerçeklik burada iç içe geçmiş durumda. Elbette, bu bir Ryan Murphy dizisi olduğundan hikayede gerçek hayattakinden çok daha fazla ihtişam ve melodrama var. All’s Fair, Murphy’nin Feud serisini andırıyor; bolca dedikodu, rekabet ve iğneleyici sözlerle dolu bir atmosfer yaratıyor.

Murphy, diğer dizilerinden de aşina olduğumuz Kim Kardashian (American Horror Story) ile birlikte Naomi Watts (Feud: Capote vs the Swans) ve Sarah Paulson (bir başka American Horror Story) gibi yıldızlarla dolu bir kadroyla çalışıyor. Glenn Close ve Niecy Nash-Betts yeni kurulan hukuk firmasının üyelerini canlandırırken Brooke Shields ve Jennifer Jason-Leigh ise müşteri olarak konuk oyuncular arasında yer alıyor. Karakterlerin isimleri de pembe dizi havasında: Allura, Liberty, Emerald ve Carrington. Üstelik hepsi hukuk camiasının en çarpıcı kıyafetleri ve en uzun tırnaklarına sahip. Murphy formülünü yine ustalıkla işlemiş görünüyor; dizinin fragmanı yalnızca birkaç hafta içinde YouTube’da 44 milyondan fazla izlenme topladı. 

All’s Fair, 4 Kasım’da ABD’de Hulu’da, İngiltere’de ise Disney+’ta yayınlandı. 

3. All Her Fault

Sarah Snook, Succession dizisindeki kurnaz Shiv karakterinden oldukça farklı bir rolle karşımıza çıkıyor. Bu kez Marissa Irvine adlı başarılı bir finans şirketi sahibi ve beş yaşında bir çocuğun annesini canlandırıyor. Marissa, oğlunu bir oyun buluşmasından almak üzere yola çıkıyor ancak yanlış bir adrese yönlendirilmiş gibi görünüyor ve küçük Milo hiçbir yerde görülmemiş. İşte gizemli dizinin hikayesi de tam bu noktada başlıyor -suçluluk, şüphe ve gizli çatışmalarla dolu bir atmosferde her karakterin payına düşen sırlar açığa çıkıyor.

Jake Lacy, Marissa’nın eşi Peter’ı oynarken; Abby Elliott (The Bear) ve Daniel Monks Peter’ın kardeşlerini canlandırıyor. Dakota Fanning, sözde oyun buluşmasını ayarlayan ancak “Ben öyle bir şey yapmadım” diyen anneyi, Jay Ellis ise Marissa’nın iş ortağını oynuyor. Bu dizi, Marissa’nın akıl sağlığını sorgulayan klasik türdeki dizilerden biri değil. Aksine, her bölümde bu sıkı arkadaş çevresinden biri şüpheli olarak öne çıkıyor. Michael Pena, soruşturmayı yöneten dedektifi canlandırıyor. Dizinin başlarında geçen bir ileriye dönüş sahnesinde dedektif, grubun fotoğrafına bakıp şöyle diyor: “Bunu gerçekten hiç beklemiyordum. Bu kadar iyi insanların birbirini öldüreceğini kim düşünürdü ki?”

All Her Fault, 6 Kasım’da ABD’de Peacock’ta, 7 Kasım’da ise İngiltere’de Sky ve NOW platformlarında yayınlanacak.

4. Death by Lightning

James Garfield’ın ABD başkanlarından en az tanınanlardan biri olduğunu söylemek yalan olmaz. Garfield, neredeyse sadece suikasta kurban giden dört ABD başkanından biri olmasıyla hatırlanıyor- göreve başladıktan sadece altı ay sonra, Temmuz 1881’de vurularak öldürülmüştü. Bu tarihi drama Garfield’ı, suikastçisini ve yaşadıkları dönemi yeniden canlandırıyor. Michael Shannon talihsiz başkan Garfield’ı canlandırırken Matthew Macfadyen bir zamanlar hayranı olduğu başkandan beklediği ilgiyi göremeyince ona sırtını çeviren suikastçi Charles Guiteau’yu canlandırıyor.

Betty Gilpin başkanın eşi rolünde, Nick Offerman ise Garfield’ın ölümünün ardından görevi devralan Başkan Yardımcısı Chester Arthur’u oynuyor- kendisi kısa bir süre sonra adeta “Unutulmuş Başkanlar Kulübü”nün yeni üyesi haline geliyor. Dizinin yaratıcısı Mike Makowsky, hikayeyi Candice Millard’ın 2011 tarihli Destiny of the Republic adlı kitabından uyarlamış. Makowsky, bu tarihi okumanın kendisine The King of Comedy filmindeki Rupert Pupkin’i hatırlattığını söylüyor- muhtemelen ilk kez biri Guiteau ve Garfield’ı, Robert de Niro’nun Jerry Lewis’i kaçıran takıntılı hayranlarıyla ilişkilendirmiş oldu. Dizinin yürütücü yapımcıları, politik intikam üzerine farklı bir dizi olan Game of Thrones’un yaratıcıları David Benioff ve DB Weiss. 

Death by Lightning, 6 Kasım’da Netflix’te dünya genelinde yayınlanacak.


5. Pluribus

Vince Gilligan’ın geçmiş başarıları- Breaking Bad ve Better Call Saul’un yaratıcısı olması- zaten yeni dizisinin sezonun en çok merak edilen yapımlarından biri haline getiriyor. Ancak, Pluribus’un konusu başlı başına oldukça ilgi çekici, üstelik ekstra bir artı olarak, Better Call Saul’daki Kim karakteriyle tanıdığımız Rhea Seehorn bu kez başrolde. Dizi, Gilligan’ın önceki yapımlarından tamamen farklı bir tonda ilerliyor. Dünyayı etkisi altına bir virüs insanları sakin ve mutlu hale getiriyor- sadece bir kişi hariç: romantik romanlarıyla tanınan sivri dilli yazar Carol (Seehorn).

Carol zaten çevresindekilerin bu “rahatsız edici derecede neşeli” haline tahammül edemeyecek kadar alaycı bir karakter. Ancak hikayede bundan çok daha fazlası var. Gilligan, bilim kurguyu toplumsal eleştiri ile ustalıkla harmanlarken olay örgüsü ve sürprizler ardı ardına geliyor. Başlıktaki “Pluribus” kelimesi, Latincedeki “E Pluribus Unum (Çokluktan Birliğe)” ifadesinden geliyor- bu da dizinin altında yatan felsefi göndermelere dair küçük bir ipucu niteliğinde. Gilligan önceki dizileriyle tüm bağlarını koparmadığını da ima ediyor. Breaking Bad ve Better Call Saul gibi Pluribus da New Mexico, Albuquerque’de geçiyor. Hatta Gilligan “dikkatli izleyiciler dizide bir iki Easter Egg yakalayabilir” diyor.

Pluribus, 7 Kasım’da Apple TV’de dünya genelinde yayınlanacak. 

6.The Beast in Me 

Bu gerilim dizisini, iki başrol oyuncusunun olağanüstü performansı öne çıkarıyor. Claire Danes, küçük oğlunun ölümünün yasını tutan yazar Aggie Wiggs’i canlandırıyor. Matthew Rhys ise yeni kapı komşusu Nile Jarvis’i canlandırıyor. Nile, yıllar önce ortadan kaybolan eşinin vakasında eski bir şüpheli olarak kötü şöhret kazanmış biridir. Aggie onun hikayesini takıntı haline getirir ve bu dava hakkında bir kitap yazmanın yazma tıkanıklığı aşamasına yardımcı olacağına karar verir. Nile da itibarını geri kazanmanın bir yolu olabileceğini düşünerek işbirliğine razı olur. Ama o kadar da hızlı değil: Çevrelerindeki hiç kimse bu kitabı harika bir fikir olarak görmez ve kısa süre içinde hikayeye kan, çığlıklar ve FBI dahil olur. Brittany Show, Nile’ın şu anki (hala ortada olan) eşini; Jonathan Banks babasını ve Natalie Morales ise Aggie’nin eski eşini canlandırıyor. Nile’ın gözlerinde hafif bir kaçıklık ifadesi var ama aynı şey Aggie için de geçerli, dizi asıl canavarın kim olduğu sorusunu bölü bölüm kışkırtıyor. 

The Beast in Me, 13 Kasım’da Netflix’de dünya genelinde yayınlanacak. 

7. Last Samurai Standing 

Netflix, bu Japon aksiyon dizisini biraz Shogun biraz Squid Game olarak tanıtıyor ve bu kıyaslamanın haklı nedenleri var. 1878 Japonya’sında, yani samuray çağının son döneminde geçen bu yapım Shogun’un görsel detaylarına ve aksiyon dolu atmosferine sahip. Dizi aynı zamanda dev bir prodüksiyon, 1000’den fazla oyuncu ve ekip üyesiyle çekilmiş. Tıpkı Kore yapımı Squid Game gibi dizinin hikayesi de hayatta kalma temalı bir yarışma etrafında dönüyor. 292 samuray, Kyoto’daki bir tapınakta toplanıyor. Her oyuncuya bir ahşap jeton veriliyor. Amaç rakiplerinin jetonlarını – ne kadar ölümcül yöntemlerle olursa olsun- ele geçirmek. En çok jetonla Tokyo’ya ulaşan kişi büyük bir servet kazanıyor ve belki de daha büyük bir ödül olarak hayatta kalıyor. Dizinin ana karakteri şimdiye dek hiç yenilmemiş samuray Shujiro. Hasta eşi ve çocuğu için paraya ihtiyacı olduğundan bu oyunu oynamak zorunda. Ancak bu yarışma Squid Game’deki “Kırmızı Işık, Yeşil Işık” oyunundan çok uzak. Burada mücadele atlar ve kılıç savaşları üzerinden yürütülüyor. 

Last Samurai Standing, 13 Kasım’da Netflix’te dünya genelinde yayınlanacak. 

8. Malice 

Eğer çekici ve gizem dolu bir dad tam da doğru anda kapınızda beliriyorsa ve adı Mary Poppins değilse, biraz şüphelenmekte fayda var. İşte bu, gerilim dolu dizinin bize öğrettiği ilk ders. Dizide Jack Whitehall zengin bir çift olan Jamie ve Nat Tanner’ın (David Duchovny ve Carice van Houten tarafından canlandırılıyor) üç çocuğuna bakmak üzere işe alınan Adam rolünde. Komedi dizileri Bad Education ve Fresh Meat’le, ayrıca seyahat programı Travels with My Father ile tanınan Whitehall, bu kez tamamen farklı bir rolde: intikam temalı bir dramın merkezinde. Adam, Tanner ailesinin hayatına sinsice sızarken bunun tesadüf olmadığını kısa sürede anlıyoruz. Dizi, izleyiciyi onun neyin intikamını almaya çalıştığı gizemiyle içine çekiyor. Çekimleri Londra ve Yunanistan’da yapılan dizi, Tanner ailesinin güneşli, lüks ve yakında sarsılacak hayatlarını etkileyici bir görsellikle yansıtıyor. 

Malice, 14 Kasım’da Prime Video’da yayınlanacak. 


9. The American Revolution 

Gelecek yıl, ABD Bağımsızlık Bildirgesinin imzalanmasının 250. yılı olacak. Bu dönüm noktası yaklaşırken, Ken Burns ülkenin bağımsızlık mücadelesine ve kuruluşuna dair yeni, taze ve sarsıcı bir bakış sunmayı vaat ediyor. Bu belgesel George Washington, Thomas Jefferson ve diğer Kurucu Üyelerin tanıdık imgelerinin ötesine geçerek tarihi daha geniş bir perspektiften ele alıyor. Anlatıda yalnızca beyaz erkek liderlerin değil, siyahların, yerli halkların, kadınların ve Britanya’dan ayrılmaya karşı çıkan sadıkların da rollerine odaklanılıyor.

Burns, abartılı kahramanlık anlatılarına sapmadan ortak yöntemenleri Sarah Botstein ve David Schmidt ile birlikte “nostaljiyle değil, daha karmaşık ve dinamik bir tartışmayı teşvik edecek” bir dizi yaratmak istediklerini söylüyor. Yine de yapımının tarzı tipik bir Ken Burns işi; tarihçilerin yorumları, dönem mektuplarından ve belgelerinden yapılan anlatımlar ve seslendirmeler bolca yer alıyor. Seslendirenler arasında, HBO’daki mini dizide John Adams rolüyle hatırladığımız Paul Giamatti de var. Bu kez Adams’ın kendi sözlerini okuyor. Belgesel dizisi, Amerikan Devriminin yalnızca ABD için değil, diğer demokrasilere ilham vererek tüm dünyayı değiştiren bir olay olduğunu savunuyor. Toplam 12 saat süren yapım, elbette bir Ken Burns belgeseli için alışıldık uzunlukta. 

The American Revolution, 16 Kasım’da ABD’de PBS’de yayınlanacak.  


10. Stranger Things 

Sevilen dizi Stranger Things’in son bölümü yayınlanalı üç yıldan fazla oldu, ancak hikaye yalnızca bir yıl ileri gidiyor. 1987 yılına dizinin beşinci ve son sezonuna geçiyoruz. Neredeyse tanıdık tüm kadro geri dönüyor: Millie Bobby Brown (Eleven) başta olmak üzere Finn Wolfhard, Sadie Sink, Joe Keery, Maya Hawke, David Harbour ve Winona Ryder yeniden karşımızda. (Eddie Munson rolündeki Joseph Quinn ise, tamamen ölmüş ve gömülmüş olduğu için aramızda yok.) Elbette dizinin klasik karmaşası da eksik değil. Eleven’ın çığlıkları, patlayan nesneler ve ordunun Hawkins, Indiana’ya inmesi gibi sahneler yine bolca mevcut. Hikaye tanıdık karakterlerin kötü Vecna’yı bulmak ve dünyayı yok etmesini engellemek için verdikleri mücadeleyle sonuna doğru ilerliyor. Netflix bu son sezonu aceleye getirmiyor, bölümleri parça parça yayınlayacak. İlk dört bölüm Kasım ayında, diğer üçü Noel günü ve final bölümü ise Yılbaşı gecesi izleyicilerle buluşacak. Merak etmeyin; öncül hikayeyi anlatan sahne uyarlaması Stranger Things: First Shadow devam ediyor. Tıpkı bitmek bilmeyen viral görseller ve ürünler gibi. 

Stranger Things: 5.sezon, 26 Kasım’da Netflix’te yayınlanacak. 

Bu haberleri de beğenebilirsiniz

Masumiyet Müzesi, 13 Şubat’ta izleyiciyle buluşacak!

Ünlü oyuncu James Ransone hayatını kaybetti

Oscar® Ödülleri’nin 12 kategorisi için kısa listeler açıklandı!

“Magic Tree House” Çocuk Kitap Serisine Dayanan Yeni Bir Animasyon Dizisi Geliyor!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir